Misafirperverlikte Neden Marka Olmalıyız?

Ülke olarak misafirperver bir ülke olmanın yanında çok zengin bir mutfağa sahibiz. Kebaplar, tatlılar, sulu yemekler, meşrubatlar, ara sıcaklar, atıştırmalıklar… Ürün çeşitliliği ve lezzeti konusunda elimize kimse su dökemez.

Tarihi birikimimizden yola çıkarak belirtmeliyim ki, en az 5000 yıllık devlet geleneği olan milletiz. Devlet olabilmenin en önemli özellikleri nelerdir? Teşkilatlanma kabiliyeti, organizasyon yeteneği ve sevk ve idaredir. Ne demek istediğimi birkaç örnekle açıklayayım.

Mahallede veya okulda birkaç arkadaş yan yana gelince halı saha maçı yaparız. Hemen organizasyonu kurarız. Adamları teşkilatlanarak paylaşırız, maç saati için sevk ve idare yeteneklerimizi ortaya koyar, ‘maçı şu sahada yapalım’ diyerek maç yaparız. Tabi maç iddiasız olmaz, iddianın sonunda da yine yeme içmeden yola çıkarak belirtmeliyim ki, yenilirsek yenene baklava ısmarlarız.

Online oyunlarda gözlerimiz klan, birlik veya ittifak kurmak için 3-5 oyuncu arar. Neden? Çünkü teşkilatlanmak bizim vazgeçilmezimizdir.

Köyünden göç edip aynı mahalleye yerleşmiş 3-4 hane bir araya gelir falanca köylüler yardımlaşma ve dayanışma derneği kurarız. İşlevsellik farklı bir konu ama dünyada en çok vakıf dernek STK bizde vardır diye düşünüyorum.

Güneş yüzümüze gülünce mangal yapmak için birbirimizi ararız ‘ya sen gel abicim köfteleri ben hazırlıcam’ , ‘sen onu bunu boşver ne yicen onu söyle, et mi tavuk mu’ diyip pikniğe gideriz. Misafirperver olduğumuz için böyleyiz. Biz ısmarlarız.

İki kişi gidip 2 çay içsek kasada herkes elini cebine atar kasiyere, ‘dur bende bozuk var’ , ‘abi dur onun parasında Atatürk resmi yok’ , ‘misafirim abi ondan alma’ gibi hepimizin kullandığı cümlelerle hesap öderiz.

Güncel hayattan verdiğim bu örneklerde bile aslında bizler çok hızlı bir şekilde teşkilatlanıp, organize olup birbirimizi sevk ve idare ederken ikram etmekten geri durmaz, bu teşkilatlanmayı veya organizasyonu gerçekleştirirken misafirperverliğimizi gösteririz.

Genel olarak bakınca Türkiye’de yeme içme sektörü gittikçe genişliyor. Büyümesi, genişlemesi, yatay veya dikey yapılanmaları, şubeleşmesi gibi konular farklı bir alan olduğu için biz ana temamız misafirperverlik üzerinden anlatmaya devam edeceğiz. Bu kadar ürün çeşitliliğine rağmen bu genişlemeyle birlikte ele alınca dünya pazarında uluslararası şirketimiz maalesef yok. Olmaması bir yana dünyaca ünlü markamız da yok.

Ürünlerimiz marka ama, şirketlerimiz marka değil. Uluslararası şirketlerimiz yok. Yani mesela bir markamız olur da onun döneri çok güzeldir. Dönerde marka olmuştur ama dünya pazarına açılamamıştır. Fakat insanlar yurt dışından akın akın Türkiye’de yapılan o döneri yemeye gelir. Ne yazık ki bu da yok. Döner, pide veya kokoreç…ne olduğu önemli değil. Ürünün kendisi marka ama marka olmuş şirketimiz yok.

Bizim yeme içme sektöründe markamızın olmamasının birçok sebebi var. Bu yazıda bu sebepleri değil de neden markalarımızın ve uluslararası şirketlerimizin olması gerektiğini ele alacağız ki, çözümleri için kafa yormaya başladığımızda anahtar kelimelerimiz elimizde olsun.

Dünyada çeşitli milletler var. İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar, Japonlar, Almanlar, Ruslar vs vs ve biz Türkler. Bu saydığım ve sayamadığım birçok millet kendine has çağrışımlar yapar.

Örneğin ‘modanın kalbi’ diye internette aratırsanız ilk 5’te İtalya’nın iki şehri Roma ve Milano gelir. Dolayısıyla İtalya deninca zihnimizde moda, tekstil gibi çağrışımlar canlanır. İtalyan arabaları da var tabi.

‘Araba’ , ‘yapı malzemeleri’ gibi kelimeler zihnimizde Almanları canlandırır. İngilizlerin de arabaları var tabi. Almanlar kültürlerini, sanayilerini ve markalarını çeşitli sebeplerden dolayı bunlar üzerine gelişmiş. Detaylarına girmiyoruz.

‘Silah sanayi’ ,’uzay’ gibi kelimelerin çağrışımları akla Amerikanları getirir. Ruslar da var tabi. ‘Petrol’ , denince aklımıza İngilizler gelir, Amerikalılar da var tabiki…

Bunların dışında futbol, sanayi, magazin, medya, teknoloji gibi kelimeleri duyunca çağrışım yapan çeşitli ülkeler var. Fakat biz konumuz itibariyle genel bir hat çizmeye çalıştığımız için, yeme içme denince aklımıza gelen markaları biliyoruz ve ne yazık ki bu Türk markalar değildir.

Gelelim bize. Peki biz Türkler? Yine konumuz itibariyle bana göre ve yazıyı okuyan siz değerli okuyucuma göre Türk insanı denince insanların aklına en genel manada, ana tema olarak misafirperver gelir.

Türklerin misafirperver olduğunu dünyada duymayan yoktur. Biz yedirmeyi, içirmeyi seven, kendi yediğinden ikram eden, masalar donatan, düğün, gezi, piknik, eğlence, iş, futbol…aklınıza ne gelirse gelsin illaki o aktiviteleri yaparken ‘acaba ne yesek’ , ‘gidince ne yicez’ , ‘yemek var mı’ , ‘karnım çok aç’ , ‘şurda iki lokma bişey yiyelim’ , ‘içim kıyıldı’ gibi düşüncelerle gezeriz, biz Türkler.

‘Sıcak ekmeğe tereyağ tulum’ , ‘Ramazanda sıcak pide’ , ‘yazın limonata…Sloganımız bile var ‘salataya badem cacığa badem’ ve daha neler neler…

İkram etmeyi sevdiğimiz için çiköftecilerin adetidir, dükkandan içeriye gelene bir sıkım çiköfteyi marula sarıp uzatırken ‘abi limon da vereyim mi’ diye sormak. Cebinde minik şekerler taşıyan amcalar vardır hala. Hatta bu yazıyı okuyanların bile elini uzattığı mesafede ya bir çayı, ya bir kahvesi ya da ‘içi kıyılmasın’ diye şurada duran bisküvisi vardır.

Memlekete, tatile, uzun yola çıkarken ‘yolluk’ hazırlayıp çıkarız. İş çıkışına yakın saatlerde bir arkadaşımız ‘gel biraz atıştıralım’ dediği zaman ‘evde anneme veya eşime şu yemeği yaptırdım’ diyoruz.  Aklımız fikrimiz yemek.

Biz Türklerin dünyaca ünlü yiyecekleri vardır. Döner ve baklava başta gelir. Sonra çeşitli şekerlemeler, lokum, (Turkish Delight) elma şekeri ve horoz şekeri. Daha başka ne var? Kebaplar. Zeytinyağlılar. Annelerimizin hergün mayaladığı yoğurt bile yabancı dillere olduğu gibi geçmiştir.

Yukarıda saydığım bu kadar ürün çeşitliliğine rağmen hamburger, pizza, steak gibi seçenekler ülkemizde şaşaalı bir şekilde kendi ürünlerimizin önüne geçmiş ve bu ürünleri piyasaya süren şirketler yüzlerce şubeyle piyasanın hakimi olmuşlar. Yeme içme alışkanlıklarımızı etkilemiş ve cips yemeyen kola içmeyen çocuk kalmamış.

Konuyu buraya kadar anlattıktan sonra soruyorum; Biz Türklerin en önemli özelliğimiz ve dünyada tanındığımız en önemli çağrışımımız ‘Misafirperver’ ana temasının alt başlıkları olan konuk ağırlama ve yeme içme sektöründe;

Neden otelcilikte (Konuk Ağırlama) dünyanın ilk 10 markasından 5 tanesi Türk şirketleri değil? Türk otelleri değil?

Neden ‘Yeme içme Sektöründe’ kendiliğinden marka olmuş ürünlerimiz olmasına rağmen bu ürünleri bayraklaştıran şirketlerimiz uluslararası boyutlara gelememiş? Yurt dışında markalaşamamış?

Nasıl markalaşabiliriz?

Yani şunu demek istiyorum. Dünya haritasını önümüze alalım ve iyice hesaplayalım. İstanbul’dan uçağa binip 4 saatlik mesafede bir daire çizdiğimiz zaman hangi şehirlere gidebiliyoruz? Hangi ülkelere gidebiliyoruz? Madem ki bu ülkelere ve bu şehirlere gidebiliyoruz; neden Türkiye’de 50 şube açtıktan sonra yurt dışı merkezlerinde girişime başlamıyoruz?

Ömer Ali Altıntaş

Makalemizi paylaşın !

You May Also Like

Yorumlar

avatar
  Bildirimler  
Bildir
error: Kopyalamak yerine linki paylaşırsanız seviniriz.